|
Kur`an`da çelişki, tutarsızlık, "KELÂLE". Dinde dilin önemi |
Adı, Soyadı: öksüz
e-mail: @mynet.com
Açıklama: selamunaleykum bır konuda musgulde kaldım cevap bulamadım Senden fetva isterler. De ki: "Allah, babasi ve çocugu olmayan kimsenin mirasi hakkindaki hükmü şöyle açikliyor: Eger çocugu olmayan bir kimse ölür de onun bir kizkardeşi bulunursa, biraktiginin yarisi bunundur. Kizkardeş ölüp çocugu olmazsa erkek kardeş de ona vâris olur. Kizkardeşler iki tane olursa (erkek kardeşlerinin) biraktiginin üçte ikisi onlarindir. Eger erkekli kadinli daha fazla kardeş mevcut ise erkegin hakki, iki kadin payi kadardir. şaşirmamaniz için Allah size açiklama yapiyor. Allah her şeyi bilmektedir. Varsayalim ki, bir adam öldü ve geride üç kiz evlat, bir ana, bir baba ve eşini birakti.. Yukaridaki ayetlere göre miras paylaşimi şöyle olacaktir:
Üç kiz evlata mirasin 2/3`ü, ana ve babanin her birine 1/6, karisina 1/8 kalacaktir.
Bu durumda, matematik yapalim:
(2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8)= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olmasi gerekirdi!..)
Yani, miras paylaşildigi zaman herbir mirasçinin aldiginin toplami, mirastan fazla çikmaktadir!..
bunlar ılhan erseverden dıger tum bulgularını kurandan curuttum ama bunu yapamadım yardım edermısınız sımdıden ALLAH RAZI OLSUN
ÖKSÜZ
e-mail: 71@mynet.com
Açıklama: DEVAMI --------------------Yapacaklari vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eger çocuklari yoksa, biraktiklarinin yarisi sizindir. Çocuklari varsa biraktiklarinin dörtte biri sizindir. Çocugunuz yoksa, sizin de, yapacaginiz vasiyetten ve borçtan sonra, biraktiginizin dörtte biri onlarindir (zevcelerinizindir). Çocugunuz varsa, biraktiginizin sekizde biri onlarindir. Eger bir erkek veya kadinin, anababasi ve çocuklari bulunmadigi halde (kelâle şeklinde) mali mirasçilara kalirsa ve bir erkek yahut bir kizkardeşi varsa, her birine altida bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktirlar. (Bu taksim) yapilacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara ugramaksizin (yapilacak)tir. Bunlar Allah`tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkiyle bilendir, halîmdir-------------Bir adam ölür ve geride anası, karısı, ve iki kızkardeş kalır. Kuran`in yukarida verilen ilgili miras ayetlerine göre; ana`ya mirasin 1/3`ü, karisina mirasin 1/4 `ü, iki kızkardeşe de toplam 2/3`ü kalacaktir:
Hesap yapalim:
(1/3)+(1/4)+(2/3)= 15/12= 1,25 !..
Burada da, miras paylaşiliyor, paylar toplaninca, mirastan daha büyük, %25 daha büyük çikiyor!..
CEVAP
Selamünaleyküm!
Yazdığınız meallerden yola çıkılırsa işaret buyurduğunuz tutarsızlık ve çelişkiyle karşılaşılır. Üstelik bize yolladığınız mealde de Nisa 12 ile 176 ayetteki “kelale” sözcükleri bir birinden farklı anlamlarda gösterilmiş. Birinde (babasi ve çocugu olmayan kimsenin) birinde de (anababasi ve çocuklari bulunmadigi halde (kelâle şeklinde). Görüldüğü üzere bir surenin iki ayetindeki aynı sözcük iki ayette birbirinden farklı olarak çevirilmiştir. Bize ilettiğiniz bu konu dindeki dilin önemini göstermektedir. Dil bozulursa Din bozulur. Şimdi gelelim işin aslına:
Kelale
“Kelâle” sözcüğü, “yürümekten yorgun düşme, aciz olma, yorgunluktan kuvvetin gitmesi” anlamlarındaki “kll” fiilinin mastarıdır. Kesici yerleri işe yaramaz hale gelmiş bıçak ve kılıca, kimsesiz, desteksiz kalmış yetime ve hamile olduğu dönemde saldırganlığını yitirmiş yırtıcı hayvana da “Kell” denir. (Lisan ül Arab c. 7, s; 713-717, Tac ül Arus; c. 15, s.659-663, Zemahşeri c. 1, s; 510)
Bu Türkçemizdeki “kelerme, kelleşme” sözcüğünün tıpatıp anlamıdır. “Kel” sözcüğü dilimize farsça’dan (aslında Farsça’ya Arapça’dan geçmiştir.) “saçı dökülmüş” anlamıyla girmiş olsa da dilimizde “kel” sözcüğü mecazen “zayıf düşmüş, cılız” anlamında da kullanılır. Her ne kadar TDK’da “kelerme” sözcüğü henüz gözükmese de Anadolu’da “yıpranmış, zayıf düşmüş” şeylere “kelermiş” denir.
“Kll” kökünden türeme sözcükler Kur’an’da üç yerde yer alır: Nisa; 12, 176’da “kelale” olarak; bir de Nahl; 76’da “kell (zayıf, güçsüz olduğundan yük haline gelmiş)” anlamında yer alır.
Bu sözcük “dıştan kuşatma (yakın kimsesi olmadığından uzak olanların mirasçı olması)” anlamıyla da açıklanabilirse de buna aslında lüzum yoktur. Sözcüğün vazı’ anlamı yukarıdaki naklettiğimizdir.
Miras Hukukunda “Kelale”
Bu sözcük miras hukukunda yüzeysel ve mesnetsiz rivayetlerdeki nakillere göre ele alınmış bunun sonucunda da işin içinden çıkılmaz, çelişkiye uzanan bir durum ortaya çıkmıştır. Genellikle “kelale” sözcüğünü “mirasta validi ve veledi olmayan” olarak ele almışlardır. “Valid” sözcüğü yapı olarak “baba”yı, “veled” sözcüğü “erkek çocuğu” ifade eder. O nedenle uzun zamandan beri yapılan çevirilerde “babasız ve çocuksuz” anlamı ile ifade edilmiştir.
Aslında örfte “valid” sözcüğü hem anayı babayı “veled” sözcüğü de hem kız hem oğlan çocuğunu ifade eder. Kur’an’da ana-baba ifadesinin “valideyn”; oğlan çocuk-kız çocuk ifadelerinin “veled, evlad” sözcükleriyle kullanıldığını onlarca ayette görmek mümkündür.
Aslında örfte “valid” sözcüğü hem anayı babayı “veled” sözcüğü de hem kız hem oğlan çocuğunu ifade eder. Kur’an’da ana-baba ifadesinin “valideyn”; oğlan çocuk-kız çocuk ifadelerinin “veled, evlad” sözcükleriyle kullanıldığını onlarca ayette görmek mümkündür.
Kutrub: “el Kelaletü ismün limaada ebeveyni ve l ah (kelale, ana-baba ve kardeşin dışındaki şeylerin adıdır)” der. Yani “anasızlık-babasızlık ve kardeşsizlik” der. (el Müfredat s; 437) Görüldüğü üzere Kutrub, anayı sözcük anlamına katarken bu kez çocukları dışlamıştır.
Rivayet destekli yorumlardan yola çıkılırsa mutlak surette hatalı bir sonuca varılmaktadır. Onun için sözcüklerin öz anlamları dikkate alınmalıdır. Böyle olunca da “kelale”nin anlamı: “Zayıf düşmüş, kimsesiz, desteksiz kalmış” demek olur. İnsan bu duruma ancak eşi, usul ve furuu (eşi, anası-babası ve çocukları; oğlan-kız) olmadığı zaman düşer. Kişiler eş ve usul ve füruuna bakmakla, onu zayıf ve desteksiz bırakmamakla yükümlüdürler. Hatırlanacağı üzere eşe ve usul ve furua işte bu nedenle zekat ve sadaka verilmez, verilemez.
Nisa suresinin 12 ve 176. ayetlerine konu edilen “kelale” hali işte bu haldir. Yani “eşsizlik, anasızlık-babasızlık ve oğlan-kız çocuksuzluk” halidir.
Ayet bu anlamda değerlendirildiğinde bırakın hesapta tutarsızlığı ve Kur’an’da çelişkiyi “kelale” halinde vefat eden kimselerin terekesinden beytülmale (hazineye) de pay kaldığı görülecektir.
Not: bu ciddi konuyu diğer kardeşlerimiz ile paylaşmayı da uygun görerek İsim ve adresinizi saklamak suretiyle sitenin sorular cevaplar bölümünde de yayınlamayı uygun gördüm. Hayırlı çalışmalarınızda başarılar dilerim.
e sitenin sorular cevaplar bölümünde de yayınlamayı uygun gördüm. Hayırlı çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Allah’a emanet olunuz. Hakkı Yılmaz
Not: bu ciddi konuyu diğer kardeşlerimiz ile paylaşmayı da uygun görerek İsim ve adresinizi saklamak suretiyle sitenin sorular cevaplar bölümünde de yayınlamayı uygun gördüm. Hayırlı çalışmalarınızda başarılar dilerim.
e sitenin sorular cevaplar bölümünde de yayınlamayı uygun gördüm. Hayırlı çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Allah’a emanet olunuz. Hakkı Yılmaz
Müteşabih ayeti sadece > Allah mı bilmektedir?Yoksa ilim erbabıda bilir mi?
Adnan bey Selamün aleyküm!
Allah selamet versin konuları cımbızla çekmektesiniz. hep siz soruyordunuz şimdi kusura bakma ama da ben size soracağım.
ALLAH`IN KENDİSİNDEN BAŞKA HİÇ KİMSENİN ANLAYAMAYACAĞI AYETLERİ ALLAH NİYE YOLLAMIŞ?
Zannedersem gülmeye başladınız. Aslında ağlasak yeridir.
Değerli kardeşim önce muhkem, müteşabih ve tevil ne demek bunları arzedeyim.
buyurun:
Muhkem-Müteşabih-Te’vil
Zümer suresinin 23. ayetinden ve Al-i Imran suresinin 7. ayetinden anlıyoruz ve de Kur’an ayetlerini anladığımızda görüyoruz ki Kur’an Muhkem ve müteşabih ayetlerden oluşmuştur.
Ne yazık ki bu iki kavram da yüzlerce kavram gibi bize yanlış öğretilmiştir. Zira Sözlüklere, ansiklopedilere aparma terim kitaplarına bakarsanız Muhkem’in “açık, anlaşılan, sağlam” demek olduğunu Müteşabih’in de “kapalı, anlaşılmaz” demek olduğunu ve bu sözcüklerin birbirinin karşıt anlamlısı olduğunu görüp okursunuz. Biz böyle hatalardan Allah’a sığınırız. Detayı yeri geldiğinde verilecektir ama burada biz bu kavramların özünü bildirmekten yanayız. Kur’an’ın tanınması açısından yararlı olacağına inanıyoruz.
Muhkem ayetler: “Hüküm içeren” demektir. İçerisine insanları kargaşadan ve zulümden engelleyen ilkelerin bulunduğu ayetler demektir. Ki bu ayetler açıktır, nettir ve tekbir anlam ifade ederler.Bu ayetlerden ikinci ve üçüncü……başka bir anlam çıkarılamaz.
Müteşabih ayetler: “Birden çok, birbirine benzer, birbirinden güzel ve her biri açık açık anlaşılan ayetler” demektir. Bu ayetler mecaz kinaye ve diğer edebi sanatların kullanıldığı ve en alt tabakanın bile anlayabilmesi için yapılan benzetmeler ve örneklemelerin yer aldığı ayetlerdir. Bunlar da açık seçiktir, kesinlikle müşkil ve anlaşılmaz, kapalı değildir. Eğer ki “Müteşabih” “kapalı, müşkil ve anlaşılmaz” demek olursa Zümer suresinin 23. ayetinin anlamı çok tuhaf bir anlam olur. Yani Kur’an “hem sözün en güzeli” olacak hem de “müteşabih (kapalı, anlaşılmaz)” olacak!!!!!
Müteşabih ayetlerin birden çok, birbirinden güzel anlamlarının hepsi de doğrudur. Kim nasıl anlarsa anlasın hepsi o ayetin anlamıdır. Bu ayetler te’vil edilebilir. Ama “tevil” ne demektir bunu da açmak zorundayız.
Tevil: Maalesef “revil” sözcüğü de yanlış lanse edilmiş sözcüklerden birisidir. “Yorum” anlamıyla değerlendirilmektedir. Ve müteşabih ayetler hakkında yorumlar yapılmakta veya yapılamamatadır. Bazıları da Tevil’i tefsir anlamında kullanmaktadır.
İşin aslına gelince “Tevil” sözcüğü “geriye dönüş” anlamındaki “evl” sözcüğünün tefil babından mastarıdır. “evvele, yüevvillü, te’vilen,….” diye çekimi yapılır.Türkçe’deki “evvel/ilk” sözcüğü de bize Arapça’daki bu sözcükten gelmedir.
“te’vil” sözcüğünün anlamı ise “geriye dönüş” anlamından değişimle “tedbir/arkalaştırma” ve takdir/ayarlama” anlamınadır. Bunu tam tamına Türkçeleştirirsek “1’inci 2’nci, 3’üncü …..” gibi ardı ardına dizmek” anlamını söyleyebiliriz. Ayrıca “öncelik sırasına dizmek, öncelikleştirmek” olarak da ifade edebiliriz.
İşte müteşabih ayetlerin o birbirinden güzel, birbirine benzeyen, açık seçik anlamları Allah tarafından ve ehil kimseler tarafından “bu anlam birinci, şu anlam ikinci,şu anlam üçüncü, ….” gibi ard arda sıralanabilir, önceliklenebilir. İşte müteşabih ayetlerin tevili bu demektir. Yoksa “Müteşabih ayetler kapalıdır, müşkildir herkes anlayamaz, onların yorumunu ancak Allah bilir veya onları ancak Allah ve ehil kimseler (Rasihun) yorumlar” diye bir şey yoktur.
Görüldüğü gibi muhkem ile müteşabih iddia edildiği gibi birbirinin karşıt anlamlısı da değildir.
Muhkem, Müteşabih ve Te’vil konuları inşallah Kur’an’da konu edildikleri yerde detaylandırılacaktır.
şimdi size den bir tevil ricam olsun.
Bakara 222.ayette "... deki o ezadır. ..." buyrulur. yani kanamalı eşle cimanın "eza" olduğu bildirilir.
nedir bu "eza"? a)cinsel ilişki anında bir sıkıntıdır.b) enfeksiyona sebeb olmasıdır. c)aids yol açar d) kanser yapar. e) nefrete sebep olur.Siz bir tabip olarak bununen önceliklisini bana bildireceksiniz. siz bunun uzmanısınız. ben tabip olmadığımdan ben bu konuda susarım.
işte sizin öncelikli karaınız müteşabih olan "eza" sözcüğünün dolayısıyla da müteşabih bir ayetin tevili olacaktır.
Cevabınızı bekliyorum. Allah`a emanet olunuz. 29 08 2006 Hakkı yılmaz
> Adı, Soyadı: adnan bulut
> e-mail: yagmuradam68@mynet.com
> Açıklama: Hocam Ali İmran 7 ne demektedir ?Müteşabih ayeti sadece
> Allah mı bilmektedir?Yoksa ilim erbabıda bilir mi?Selamlar...